27 Haziran 2013 Perşembe

"Devlet benzer gökteki kuşa"

Ethem Sarısülük'ün babasını bulmuş, konuşmuş Odatv. Bana çok söz düşmüyor baba Muzaffer Sarısülük'ün hikayesini okuduktan sonra...
 
"Devlet benzer gökteki kuşa, sürer ahlakı yokuşa. Alır ite kakışa, yol açık geçemedim."





 



26 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi'den sonra kopmak


Birileri birilerini “facebook” ta arkadaşlıktan çıkarıyor. Aynı masada kadeh tokuşturup, yaşamı eskiden ortaklaştırmış dostlar bunlar. Eski dostlar ayrılıyor birbirinden Gezi’den sonra. İroniyle paylaşıyorlar durumu diğer insanlarla. “Bahar temizliği”.


Sesin çıkmaz belki; ama sesi çıkana "sosyete eylemci" demek... 
Ethem’ler öldü, revirlere gazlar atıldı, oteller basıldı, sokaklar basıldı, insanlar dövüldü, bunu yapanlara Başbakan tarafından övgüler düzüldü, katiller serbest bırakıldı.

Eylemlere yalancı bahar diye burun bükülmez. Eylemlere burun bükenler arkadaşlıktan içi yanmadan, yüzüne ateşler basmadan, kalbi fırlamadan çıkarılmaz.     

18 Mart 2013 Pazartesi

acının kaynağı

Buda tarihini okuyorum. Ona göre acının kaynağı, dünyanın geçiciliğinde insanların kendilerini adadıkları arzular.

"The central issue for the Buddha was the problem of suffering, which he believed all living things experience because all living things and the objects to which they are attached are impermanent. The moment we are born we begin to die, he reasoned. People whom one loves or befriends may turn indifferent or hostile or simply move away; love and friendship are inevitably ended by death. The goals to which humans devote their lives, such as fame and wealth, are empty and, once attained, can easily be lost. These attachments to the illusory and impermanent things of the world are the source of suffering.

One can escape suffering only by ceasing to desire the things of the world and realizing that even one's sense of self is part of the illusion..."(World Civilizations, ed. Stearns, Adas, Schwartz,Gilbert, 2008, s.125)

Beyinde bugün sıcaklık yaratan her olgunun, her ilişki biçiminin geçiciliği kadar doğru olan çok az şey var...Bunun bilgisi, ama, acı çekmeyi engellemiyor. "Başkaları cehennemdir" diyor Sartre, "kendi" algısı çok güçlü olduğu için olabilir. "Kendi" algısı çok güçlü olmayan için de başkaları cehennemse, işte orda daha derin düşünmek gerekiyor galiba. 

Değil, ama olmadıkları durumlar olduklarından daha az. Böyle ne yazık ki. Kişinin kendisinin de birileri için "başkaları" kategorisine dahil olduğunun bilinciyle yazıyorum bunu. Zaten bu yüzden "başkaları yüzünden çekilen acı" kendini tekrar edip duruyor. Nedir sebebi acının, derdin? Kişinin kendi mi, başkaları mı? Bir yere kadar biliyorum, bilgim yetmiyor. Dünyanın derdine sezgim azıcık çare buluyor, Buda'dan yana çıkıyor da, başkaları oldu mu mevzu, acıyı başkaları verdi mi, ona bilgim pek yetmiyor. Buda da yardım etmiyor.

7 Şubat 2013 Perşembe

Gliese 581


  Nasa, yaşanabilir yeni bir gezegenin varlığını duyurdu. Su, hava ve atmosferi olan yeni bir gezegen. Havai'deki W.M.Keck Gözlem Laboratuvarı'ndaki dünyanın en büyük optik teleskoplarından biriyle keşfedildi. Kaliforniya Üniversitesi'nden Steven Vogt, araştırmalarına göre, bu tür gezegenlerin oldukça yaygın olduğunu söylemiş. Büyük bir haber. Bakalım ne olacak?

    

4 Şubat 2013 Pazartesi

tarihte ve oyunculukta yöntem

Kafadar tarihçilik üzerine yazıyor; söyledikleri oyunculuk için de geçerli değil mi:

"Maksat, anlamaya çalıştığımız insanların duygu ve düşünce dünyasına nüfuz etmekse, bu ille de onların duygularını paylaşmakla, yaşadıkları karşısında "hislenmekle" hasıl olmaz. Başkalarının acısını "gösteren" fotoğraflara bakarken duyacağımız sempati, Susan Sontag'ın yazdığı gibi, vicdanlı ve masum olma ayrıcalığını, ya da avuntusunu, tatmamızı sağlayacak tahlil zahmetinden kaçmamızın vasıtası olabilir.(Susan Sontag, Regarding the Pain of Others(New York: Farrar, Straus and Giroux, 2003). 

Kendimizi duyguların sıcaklığına, tepkilerin güdüsüne bırakmamamız için de eğitim, yöntem ve sürekli bir çaba gerekir."Kafadar, Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, s.24-25

Tarihçilik de oyunculuk da hem beyin, hem kalp ile yapılır: "tarihçinin tasası her ikisi ile birden yaşamayı öğrenmek olmalı."s.24
 

tarihçi ve oyuncu

Yine Kafadar'dan, tarihçi ve sinema-tiyatro oyuncusuna dair:

"İnsanların ve toplumların geçmişini anlama derdi taşıyan tarihçinin en önemli melekeleri arasında empati vardır, yani kendini başkalarının yerine koyma, başka hayatları, başka tecrübeleri adeta kendi bedeninde duyma yetisi. Bu açıdan tarihçi, bir romancı veya bir tiyatro-sinema oyuncusu gibidir. Nasıl ki oyuncu kendini kah mahpus kah zindancı rolünde bulacak ve sıra hangisindeyse bu kişilikleri içinde bir yerlerde tanıyarak yansıtmağa çalışacaksa, tarihçi de hem aşıkı, hem maşuku, hem çöpçatanı, hem kıskananı anlamak için elinden geleni ardına koymayacaktır. Dil(ler)bilecektir, ama her şeyden önce okumayı bilecektir, okurken başkalarının sesine kulak vermeyi bilecektir. Duygu ve duyarlıklarını da anlamak isteyecektir." Kafadar, Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken, s.23.


"cihan gezgini"


  Cemal Kafadar'ın "Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken"inin girişini okutacağım Uygarlık Tarihi derslerimin ilk haftasında. Hepimize bir tarihçilik dersi olmasının yanında, bana birey ve topluma dair de çok şey düşündürüyor...Yüzyıllar önce de Evliya Çelebi aşağıdaki soruyu sormuş ya, ben rahatlıyorum biraz da olsa...

Peder ve mader yerine, İstanbul'u koymayı tercih ederim ama.

"peder ü mader, üstad ü birader kahrından nasıl kurtulur da cihan gezgini olurum?"

Sonra, seyyahlık kariyerine başlamış.